16 Mayıs 2019 Perşembe

GELENEKSEL YAPI ÖĞELERİ 1 DERS NOTLARI / TEKKELER


TEKKE
Eskiden tarikat adamlarının toplanıp ayin yaptıkları ve birçoğunun sürekli olarak oturdukları yere verilen addır.
Pir Evi: Alevi ve Bektaşi’lerde “pir”in gömülü olduğu dergah ya da tekkelere denir. Pir evleri, 12 bölümlü bir külliyedir:
1) Han bağı: Tarikat çiftliği
2) Dede bağı: Tarikat çiftliği
3) Balım evi: Bekar dervişlerin barınma mekanı
4) Mihman evi: Konuk evi
5) Aşevi: Mutfak, yemekhane ve depoları içeren bölüm
6) At evi: Ahır
7) Ekmek evi: Barınma bölümü
8) Kiler evi: Tekkenin yönetim merkezi
9) Meydan evi: Ayin ve tören mekanı
10) Hızır evi
11) Çile evi
12) Kahve ocağı

Mevlevihane: Mevlevi tekkelerinin genel adıdır. Genellikle birkaç yapıdan oluşan bir külliye biçimindedir. Şu mekanlardan oluşurlar:
1) Semahane
2) Türbe
3) Çilehane
4) Hücreler
5) Selamlık
6) Harem (Şeyh ailesinin konutu)
7) Meşkhane (Dervişlerin Sema eğitimi için kullandıkları mekan.)
8) Mutfak ve kiler
9) Asitane: Mevlevilerde tarikat pirinin gömülü olduğu tekkeye denir.

Çilehane: Tekkelerde dervişlerin çile doldurdukları ve derecelerini artırdıkları yerdir.
Hanekah: Eskiden gezmenlerin ve yoksul yolcuların barındıkları, misafirhane niteliğindeki tekkelere denir.
Matrab: Mevlevi tekkelerinde kudüm çalınan ve naat okunan yüksekçe bölüme denir.
Semahane: Tekkelerde zikir ve ibadete ayrılmış büyük sofalara denir. Semahanelerin biçimleri tarikatlara göre değişir. Örneğin mevlevilerde sema için, ortası yuvarlak bir alan şeklinde olurdu. Semahaneler, aynı zamanda mescit olarak ta kullanıldıkları için mihrapları da vardır.
Zaviye: Küçük ölçekli tekkelerdir. Asıl tekkelerin aksine, zaviyelerde ikamet söz konusu değildir.
Halvet: Tekkelerde ibadet amacıyla kullanılan tek kişilik odalardır.
Hücre: Tekke ve medreselerdeki küçük odalara denir.
Kafes: Tekkelerde kadınlar için ayrılmış, çevresi kafesle çevrilmiş olan alana denir.

Y a r a r l a n ı l a n K a y n a k l a r  Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, Doğan Hasol·  Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Doğan KUBAN·  Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven·  Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi·  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi·

CAMİLER
KİLİSELER
SİNAGOGLAR
TÜRBELER

GELENEKSEL YAPI ÖĞELERİ 1 DERS NOTLARI / TÜRBELER


TÜRBE

İslam din büyükleri için düşünülmüş bir çeşit mezar yapısıdır. Genelde Selçuklu mezar yapıları “kümbet”; Osmanlı mezar yapıları “türbe”; başka kültürlere ait olanlar ise “anıt mezar”, “mozole” gibi isimlerle isimlendirilir. Türbenin ayırıcı özelliği, genellikle çokgen planlı ve kubbeli oluşudur.
Hacet Kapısı – Hacet Penceresi: Hacet dilemek için önünde durarak dua edilen, türbelerde sandukanın bulunduğu odanın içine bakan kapı yada pencereye denir.
Muhaccer: Türbelerde taş sandukaların çevresine genelde mermerden kafes oymalı olarak yapılan elemana denir.
Puşide: Türbelerde sandukaların üzerine örtülen türbe yeşili renginde kumaş örtüye denir.
Sanduka: Türbelerde ölünün gömülü olduğu yerin üzerine yerleştirilen taştan yada ahşaptan, tabut biçiminde yapılmış, üzeri puşide ile örtülmüş öğeye denir.


Y a r a r l a n ı l a n K a y n a k l a r  Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, Doğan Hasol·  Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Doğan KUBAN·  Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven·  Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi·  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi·


CAMİLER
KİLİSELER
SİNAGOGLAR
TÜRBELER

GELENEKSEL YAPI ÖĞELERİ 1 DERS NOTLARI / SİNAGOG


SİNAGOG
Yahudiliğin kutsal mabedi Sinagogu ifade etmek için Türkçe’de “Havra” kelimesi de kullanılır. Sinagogun özellikle bir ibadet mekanı olmasının yanında eğitim ve toplumsal amaçlı toplantılar için de bir mekan olduğu bilinmektedir. Sinagogların ortaya çıkışlarıyla ilgili olarak araştırmacıların üzerinde anlaştıkları kesin bilgilere sahip değiliz. Yine de kesin olan bir şey varsa o da, bugün Yahudiliğin kutsal mabedi olarak bildiğimiz Kudüs’teki Süleyman Mabedine gelene kadar Yahudilerin Şekem, Beytel, Mamre ve Berşeba’da birtakım mabetlere sahip olduklarıdır.
Musa (a.s.) Mısırdaki Yahudileri Firavun’un zulmünden kurtarmak için çöle çıkardığında, çölde bir çadır kurar. Bu çadıra “Cemaat Çadırı” denir. İçinde on emir levhalarının bulunduğu kutsal sandık vardır ve Rab Yahve’nın manevi varlığının bu çadırda olduğuna inanılır.
Kutsal Sandık bütün Yahudi tarihi boyunca ibadetin ana unsurlarından biri olur. O sandığın içinde Musa peygamberin Sina Dağında Tanrı ile konuşması sonrasında halkının uyması için kendisine verilen On Emr’in yazılı olduğu iki levha vardır.
Nesilden nesile gelen Cemaat Çadırı sonunda Kral Süleyman tarafından Kudüs’te inşa edilen Mabed’e konur. Çöldeki esaret hayatından kurtulan Yahudiler, yeni diyarları Kenan’da yeni ibadet mekanları edinirler. Bu yerlerin adlarını Gilgal, Şilo, Benjamin’deki Mişpah, Ofra, Dan ve Kudüs Mabedi olarak sıralayabiliriz.
Sinagogun dış şekli ve mimari yapısı için konulmuş kesin şekiller yoktur. Bu yüzden ülke ve çevre kültürlere bazen de imkanlara göre farklılık kazanan bir yapıyla karşı karşıyayız.
Son zamanlarda oldukça lüks tarzda inşa edilenleri istisna kabul edersek sinagoglar genelde sade döşenmiş yapılardır. Hatta bu yapı bazen son derece küçük de olabilmekteydi. Eskiden zengin
Yahudilerin malikanelerinde kendileri için sinagoglar yaptırdıkları da bilinmektedir. Süleyman Mabedin’in bu gün geriye kalan tek kısmı olan ve ağlama duvarı olarak da bilinen batı duvarını inşa etme görevi fakirlere düşer.

Y a r a r l a n ı l a n K a y n a k l a r  Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, Doğan Hasol·  Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Doğan KUBAN·  Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven·  Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi·  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi·

CAMİLER
KİLİSELER
TÜRBELER
TEKKELER

15 Mayıs 2019 Çarşamba

GELENEKSEL YAPI ÖĞELERİ 1 DERS NOTLARI / KİLİSELER


KİLİSE MİMARİ ELEMANLARI

Hıristiyanların ibadet etmek için toplanmalarını sağlayan mabetlere KİLİSE denir. Kiliselerin küçük ölçekli inşa edilenlerine ŞAPEL adı verilir. Bazı kiliselere “BAZİLİKA” ismi verilir. Kilise ile Bazilika arasındaki fark, binanın mimari şeklinden kaynaklanır.
Hıristiyanlığın ilk devirlerinde Hıristiyanlar, putperest mabetlerinde ibadet etmek istemediklerinden, Romalılarca toplantı ve mahkeme salonu olarak kullanılan ve bazilika denilen binaları kiliseye çevirmişler, ve bu şekilde mabetler inşa ederek orada ibadet etmeye başlamışlardır. Bu sebeple bu şekildeki kiliselere bazilika adı verilmektedir.
Kiliseler ancak 4. ve 5. yüzyıllara doğru inşa edilmeye başlanmıştır. Kiliseler bu dönemden önce tamamen bazilika şeklinde inşa edilmekte idi. Bazilikaların çatıları ahşaptı. Kiliselerin üstleri ise, inşa edilmeye başlandıkları andan itibaren kagirden yapıldı.
Bizanslılar kiliselerinin üstünü kubbe ile örttüler. Roman kiliselerinde ise kagir tonozlarla örtüldü. Kiliselere, halkı ibadete davet etmek için bir de kule ilave edildi ve buna bir çan takıldı ki kilise mimarisinde bu kulelere “çan kulesi” adı verilir.

Kilise mimarisinde kiliseyi meydana getiren öğelerin başlıcaları şunlardır:
Katedral: Piskoposun resmi tahtı Kathedra’nın bulunduğu piskoposluk kilisesine denir. Mimari açıdan katedrallerin kiliseden tek farkı büyük boyutlu olmalarıdır.
Altar: Çoğu taştan yapılan ve takdis ayini için kullanılan masa veya yüksekçe döşemeye denir.
Altar Panosu: Altar’ın arkasında yer alan resim yada heykelli dinsel tasvire denir.
Apsis (Apsit): Kiliselerde koronun arkasında yer alan ve camilerin mihrap kısmının karşılığı olan, yarım daire veya yarım çokgen şeklinde, çoğu tonozla örtülü bölüme denir. Apsitler, çoğu zaman apsidiyoller’le çevrili olurlar.


Günah Çıkarma Hücresi: Katolik kiliselerinde, içinde papazın oturarak, penceresinden günahkar kişinin günahlarını dinlediği odaya denir. Günah çıkarma hücresi, 16. yüzyıldan bu yana 3 gözlü bir ahşap kulübe biçimini korumaktadır. Papaz, ortadaki bölümde oturur; günah çıkartacak olanlar, papazınkinden kafesle ayrılmış olan iki yandaki gözlerde yer alırlar. Günah çıkarma hücreleri, genelde kilisenin iç duvarlarından birisine bitişik durumda ya da şapellerin bir köşesinde yer alırlar.
Jübe: Kiliselerde nefi korodan ayıran altı boş bir köprü şeklindeki mahfildir. Üzerine merdivenle iki yandan çıkılır ve üzerinde incil okunurdu. Jübe’ler Fransız kiliselerine mahsustur. 12. yüzyılda beliren jübeler, 18. yüzyılda ortadan kaldırılmışlardır. Günümüzde ancak birkaç kilisede görülebilirler.
Çan Kulesi: Kilisenin yanında yer alan yada ona bitişik durumda olan ve içinde çanların bulunduğu kuledir. 8. yüzyılda S. Pietro Kilisesi’ nin çan kulesinin bulunduğu bilinse de, zamanımıza kadar ulaşan en eski örnekler 9. yüzyıldan kalanlardır.
Narteks: Bazilika şeklindeki Hıristiyan kiliselerinin giriş tarafında bulunan revaklı kısma denir. Bunların bazen çift olanları da vardır ki, dışarıdakilere “dış narteks”; iç taraftakilere de “iç narteks” adı verilir. Narteksler genelde kiliseye girmek için dinen lazım gelen vasıflara haiz olmayanlara mahsustur.

Nef: Kilisede apside dik doğrultuda, birbirlerinden sütun ya da ayak dizileriyle ayrılmış, uzunlamasına mekanların her birine denir.
Sivrik: Bazı büyük kiliselerde veya kulelerde yapılan oldukça yüksek ve sivri külahlara denir. Sivrikler genelde ahşaptan yapılırlar ve üzerleri kurşun kaplanır.
Transept (Transeption): Bir kilisenin boydan boya olan uzun sahnını baş tarafına yakın bir yerinden kesen ve iki tarafta birer kol şeklinde iki sahın meydana getiren ve kilisenin içine haç şeklini veren kısımdır. Bu enine sahınla boyuna sahnın birleştiği yerde oluşan zemini dört köşeli mahale “Transept Dördülü”; kollarına da “Transept Çeliplemesi” denir. Bu kısım çoğu zaman kilisenin yan duvarlarından dışarı taşkın olur ve kapıları da bulunabilir.
Bazı transeptlerin cepheleri yuvarlak olur. İki transeptli yapılmış kiliseler de vardır.

Andron: Bizans kiliselerinde erkekler için ayrılmış bölüme denir.
Gülpencere: Genellikle kilisede orta nefin batı ucunda ve transeptin iki ucunda yer alan yuvarlak bir pencere şeklidir.
Confessio: Kilisede sunağın hemen yanında yada altında yer alan, rölik saklama işlevini gören niş veya yer altı odacığına denir.
Rölik: Hıristiyanlıkta Hz. İsa, aziz ve azizelerle ilişkili yada onlardan arta kalan kutsal eşya ya da parçalara verilen isimdir. Örneğin, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haçın parçaları rölik sayılır. Kutsal kişilerin kemikleri gibi, vücut parçaları da rölik’tir.
İkonostatis: Bizans kiliselerinde ana nefi apsit kesiminden ayıran ikonlarla bezeli bölme duvarına denir. Mekanı tümüyle bölmez, yerden ancak 2-3 metre yükselir.
İkon (İkona): Rus ve Yunan Ortodoks kiliselerinde, renkli İsa, Meryem ve Aziz tasvirlerine verilen addır.
Koro Yeri: Kilisede apsit ile transeptin ana nefle kesiştiği alan arasında kalan, Ortodoks kiliselerinde bulunmayan, koro üyeleri için ayrılmış kısımdır.
Manastır: Hıristiyan din adamlarının kent yaşamından uzakta yaşayıp tapınmaları için kırlık veya dağlık yerlerde kurulmuş bir dinsel yapı türüdür.

Y a r a r l a n ı l a n K a y n a k l a r  Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, Doğan Hasol·  Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Doğan KUBAN·  Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven·  Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi·  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi·





13 Mayıs 2019 Pazartesi

GELENEKSEL YAPI ÖĞELERİ 1 DERS NOTLARI / CAMİLER

CAMİ MİMARİ ELEMANLARI


Selatin Camisi: Padişah ya da ailesi adına yaptırılmış camilere denir. Beyazıd Camii, Fatih Camii,  Süleymaniye Camii “Selatin Cami” örnekleridir.
Zaviyeli Cami: Osmanlıların ilk dönemlerinde gezgin dervişlerin barınma sorunlarını çözen çok işlevli camilere denir. “Tabhaneli Cami”, “Çok İşlevli Cami”, “Ters T Planlı Cami” gibi isimleri de vardır.  Bursa’da Yeşil Cami ve Muradiye; İstanbul’da Mahmutpaşa ve Muratpaşa camileri bir ana cami mekanına eklenmiş yan mekanlardan oluşur.  Çok işlevli Cami modeli 16. yüzyılın 2. yarısından sonra artık uygulanmaz olmuştur.
Ulu Cami: Bursa’daki Ulu Cami’yi andıran çok kubbeli camilerin tipine verilen addır.  Bu camilerin kökeni ilk dönem İslam mimarisinin payeler ve sütunlar üzerine oturan düz dam ile  örtülü avlulu camilerine dayanmaktadır. Bu camilerin sıcak ülkelerde açık bırakılan avlusu, Anadolu’ da küçültülerek caminin içine alınmış ve cami her yanıyla dışarıya kapatılmıştır. Selçuklular zamanında bu çeşit camiler düz dam ile örtülürken, Osmanlılarda çok sayıda kubbe kullanılmış ve ilk kez anıtsal bir mekan ortaya çıkmıştır.
Çok Ayaklı Cami: Namaz kılınan alanın çatısını taşımak için eş aralıklı dizilmiş çok  sayıda sütundan  yararlanılan bir örtü sistemine sahip cami plan tipidir.
Mescit: İçinde minberi olmayan İslam ibadet yapısıdır. Diğer İslam ülkelerinde mescit sözcüğü Türkçe’ deki cami karşılığı olarak kullanılır. Cami - Mescit ayrımı yalnız Türkiye’de olmuştur. Mescitler,  tek mekanlı oldukça basit yapılardır. Caminin tüm semt ya da kent tarafından kullanılıyor olmasına karşılık, mescit, mahalle ölçeğinde işlev sunar.
Osmanlı döneminin büyük camilerinde başlıca şu bölümler bulunur:
a) Harim ya da Muhavvata denilen dış avlu
b) Harem denilen iç avlu
c) Namaz kılınan bölüm; sahın
d) Son cemaat yeri
e) Minare
f) Şadırvan
g) Muvakkithane
h) İmam ve müezzin odaları
i) Musalla taşı
j) Helalar


Türk Mimarisinde orta ölçekli bir caminin gelenekselleşmiş kısımlarını ve bunların cami içindeki yaklaşık yerlerini şöylece göstermek mümkündür:
Cami mimarisinde Camiyi meydana getiren öğelerin başlıcaları şunlardır:
Ana Kubbe: Camilerde fil ayakları ya da ana duvar üzerindeki kasnağa oturtulmuş kubbeye denir. Ana kubbenin bir diğer ismi de “Orta Kubbe”dir.
Kubbe Kasnağı: Bir kubbeyi taşıyan, daire, kare, yada çokgen planlı kaideye denir. Kubbe Kasnağı’na “kubbe bileziği” adı da verilir.

Ağırlık Kulesi: Geniş açıklıklı kubbelerin yatay yüklerle yanlara doğru açılmasını önlemek amacıyla kubbeyi taşıyan ayaklara üstten eklenen ek yükü oluşturan mimari öğe. Ağırlık kulesi, büyük Osmanlı camilerinin önemli parçalarından biridir. Kubbeyle örtülü, taştan örülmüş, silindir ya da çokgen tabanlı prizma biçimindedir.

Uçan Payanda: Osmanlı camilerinde ve Gotik kiliselerde, kubbe ve çatı ağırlığının itkisini ana duvarlara aktarmak için kubbe kasnağı ya da çatı çevresi ile dayanma ayakları arasına konulmuş destek kemerine denir. Uçan Payanda’nın diğer bir ismi de “payanda kemer” ya da “tak payanda”dır.
Filpaye: Osmanlı camilerinde ana kubbeyi taşıyan büyük ayaklara denir. Filpaye’ye “Pilpaye” ya da “Fil Ayağı” adı da verilir.

Şadırvan: Ortasında yüksekçe bir yerden şarıltı ile bol su akan havuz veya çevresi musluklu duvarlarla çevrilmiş abdest alma yapısıdır. Şadırvanların camilerin iç avlularına yapılan üstü açık veya kapalı şekilleri vardır.

Muvakkithane: Çoğunlukla büyük camilerin yanında yapılan, içinde ezan saatlerinin saptanması için  gerekli alet ve saatler bulunan küçük binadır.
Muvakkithaneler, özellikle saat kulelerinin yaygınlaşmasından sonra kullanılmaz olmuşlardır.
Hünkar Dairesi: Büyük camilerde padişahın abdest almasına ve dinlenmesine ayrılmış küçük yapıdır.
Son Cemaat Yeri: Osmanlı camilerinde “sahın” denilen asıl namaz kılma alanına avludan girilen  kapının iki yanında kalıp, avluya bakan revak altı mekanıdır. Zemini avlu döşemesinden yarım metre  kadar yüksektedir. Bazı Son Cemaat Yerlerinde ayrıca bir de mihrabiye bulunur.
Revak: Üstü örtülü, önü açık galeri ya da kemer altlarına denir. Revakların genellikle ön yüzü kemerli ve açık, arkası duvarlı, üstü tonoz, kubbe veya düz tavanla örtülüdür.
Sertak: Revak kemerinin kapıya rastlayan orta bölümü daha geniş ve kemeri de daha yüksek olur  ki, buna sertak denir.
Gergi Çubuğu: Kemerlerde oluşan yatay itme kuvvetinin, kemeri taşıyan ayaklarda dengeyi bozucu  kuvvet oluşturmasını engellemek amacıyla, üzengiden üzengiye yapılan çelik elemana  denir.
Mihrabiye: Bazı camilerde son cemaat yerlerinde dışarıda namaz kılacaklar için kıbleyi göstermek  üzere bir yada birkaç tane küçük mihrap nişi bulunur. Bunlara Mihrabiye adı verilir.
Harim: Osmanlı camilerini çevredeki evlerden ve sokaklardan ayıran duvarlarla çevrili dış avludur.  Harimin diğer bir ismi de Muhavvata’dır.
Harem: Osmanlı camilerinde ortasında genellikle şadırvan bulunan iç avluya denir

Kıble Duvarı: Camilerde mihrabın bulunduğu, kıble yönüne bakan duvara denir. Kıble duvarının diğer bir ismi de “mihrap duvarı”dır.
Sahın: Camilerde ibadet için ayrılmış bölümdür. Bir sahında, ortadaki büyük kısma “ana sahın” ya da  “kubbealtı sahnı”; yan kısımlara “sağ ve sol sahınlar”, arka kısma da “arka sahın” ismi verilir.
Mihrap: Camilerin kıble duvarında bulunan ve imamın namaz kıldırırken durması için ayrılmış girintili kısma denir. Mihrap, camilerde ilk kez 8. yüzyılda uygulanmaya başlamıştır.
Minber: Camilerde hatibin yarısına kadar çıkıp hutbe okuduğu, merdiveni ve üstü külahlı bir sahanlığı olan cami elemanıdır. Minberler eski camilerde ahşap veya taştan yapılırlar ve korkulukları bir dantel gibi işlenirdi. Minberler, mescitlerde bulunmayan dini mimari öğeleridir.
Vaaz Kürsüsü: Camilerde genelde sol kısımda yer alan vaizlerin vaaz verdikleri kürsüye denir.
Revzen: Bir çeşit alçı penceredir. Camilerde genellikle pencerelerin iç ve dış yüzlerine birer revzen yerleştirilir. Bunlardan içeriye yapılan nakışlı ve renkli camlarla süslü olanlarına “içlik”, normal camlı olan dıştakine ise “dışlık” adı verilir
Askı Topu: Camilerde kubbelerden aşağıya süs olarak sarkan zincirler ve kandilliklerle veya yumurta biçiminde, ucu püsküllü çini veya ahşap toplara verilen addır. Askı topuna  “Süs askısı” adı da verilir.
Fevkaniye: Osmanlı camilerinde ana mekanın çevresinde yer alan galeri niteliğindeki katlara denir. Bunların bir kesimi Hünkar Mahfili olarak kullanılabildiği gibi, kadınların namaz kılmasına da ayrılabilir.  En üst tabaka kubbe eteğini izler. Burası ancak tek kişinin dolaşabileceği nitelikte bir şerittir. Fevkaniye’lerin diğer bir ismi de “Tabaka”dır.
Hünkar Mahfili: Osmanlı camilerinde padişahların namaz kılmaları için ayrılmış özel kapısı ve merdiveni olan parmaklıklı yüksekçe yere denir. Hünkar Mahfilleri tüm camilerde bulunmayıp, genelde padişahın namaz kıldığı camilerde yapılmışlardır.
Müezzin Mahfili: Namaz esnasında, müezzinlerin imamın tekbirlerini arka saflara işittirmek için tekrarladıkları yere denir. Bunlardan bazıları zeminden birkaç karış kadar yüksek bir sofa halinde, bazıları da 2-3 metre yüksekte olup, kagir olanları mermer ayaklar üzerine, ahşap olanlar da ahşap direkler üzerine oturtulmuşlardır.
Kadınlar Mahfili: Kadınların namaz kılmaları için ayrılmış genellikle caminin üst katında bulunan bölüme denir.
Mükebbire: Camilerde imamın tekbirlerini cemaate tekrarlamak üzere son cemaat müezzinlerine ayrılmış yerdir. Mükebbireler, son cemaat yerinin camiye bitişik olan duvarına açılmış bir pencerenin, balkon gibi dışarı çıkan bölümünden ibarettir.
Minare: Camilerde müezzinin çıkıp ezan okuduğu yüksek ve ince yapılı kulelere denir. İlk minare, Muaviye zamanında Mısır valisi olan Müslüme tarafından Amr Camii’ne yaptırılmıştır.


Kaval Minare: Spiral biçimli merdivenlerin basamakları merkezi bir sütunla değil de, çeperler tarafından taşınan bir Osmanlı minaresi türüdür. Diğer minarelerde basamaklar hem çeper duvarları, hem de ortadaki düşey öğeyle taşınmaktadır. Kaval Minare türüne genelde küçük cami ve mescitlerde rastlanır.
Alem: Minare, kubbe vb. elemanların tepesine yerleştirilen  madenden  yapılmış ay, ay yıldız veya lale şeklinde süslü tepeliklere denir. Alemlerin çeşitli bölümlerine hilal, küçük küp, boyun, armut, bilezik, büyük küp, kova gibi adlar verilir. Alemler genellikle bakırdan içi boş olarak yapılırlar ve üzerlerine ltın yaldız sürülür. Alemler, estetik kaygının yanı sıra yapısal bir zorunluluğun da sonucu olup, kurşun levhaların birleşme noktasını örterler.

Taçkapı: Büyük bir yapının ana girişinde yer alan, zengin biçimde süslenmiş anıtsal girişine denir. Taçkapı’ya “Portal”de denir.
Mukarnas: Yan yana ve üst üste gelen prizmatik öğelerin derece derece taşmalar yapacak biçimde, kullanıldıkları yere ve amaca uygun bir düzen geliştirerek dizilmeleriyle oluşan, İSLAM sanatına özgü üç boyutlu BEZEME tekniğidir. İslam  mimarlığında TONOZ ve KUBBE'lerin bezenmesinde, sütun başlıklarında duvarla örtü arasında geçişi sağlayan yüzeylerde kullanılmıştır.

Musalla Taşı: Camilerin yanında, üzerine cenaze konulan ve önünde cenaze namazı kılınan masa biçimindeki taş sekiye denir. Musalla Taşı, Osmanlı camilerinde genelde caminin sağında yer alır.
Hazire: Cami, medrese gibi bir kamusal Osmanlı yapısının bahçesinde yer alan, duvar ya da parmaklılarla çevrili küçük mezarlığa denir. Hazireler, camilerin kıble duvarı tarafında olurlar.

Y a r a r l a n ı l a n K a y n a k l a r  Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, Doğan Hasol·  Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Doğan KUBAN·  Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven·  Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi·  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi·

KİLİSELER
SİNAGOGLAR
TÜRBELER
TEKKELER




YIĞMA YAPI TASARIMI - Strüktür Bilgisi


YIĞMA YAPI TASARIMI

Genel Kurallar:
Deprem yükleri :  S(T1) = 2.5 ve R = 2.5 alınarak bulanacak duvar gerilmelerinin sınır değerleri aşmaması sağlanmalıdır.
Kat sayısı en çok: 1. deprem bölgesinde = 2, 2 v 3te = 3, 4. deprem bölgesinde ise 4 kat
Kat yüksekliği maks.= 3.0 m,
Yığma binaların taşıyıcı duvarları planda olabildiğince düzenli ve ana eksenlere göre simetrik ya da simetriğe yakın bicimde düzenlenecektir.
Kısmi bodrum yapılmasından kaçınılacaktır.
T.m taşıyıcı duvarlar planda kesinlikle üst üste gelecektir.

Gerilmelerin Hesabı:
Hesaplanacak düşey yükler ve deprem hesap yüklerinin etkisi altında oluşacak basınç ve kayma gerilmelerinin, duvarda kullanılan yığma duvar cinsine göre izin verilen basınç ve kayma gerilmelerini aşmadığı gösterilecektir.

Düşey Gerilmelerin Hesabı:
Duvarların kesme dayanımı duvarlarda var olan düşey gerilmelere de bağlı olduğu için yığma bina duvarlarının düşey yükler altında taşıdıkları gerilmelerin hesaplanması gereklidir. Duvarlarda oluşan basınç gerilmelerinin yığma duvar cinsine g>re izin verilen gerilmelerle karşılaştırılması yapılacaktır. Bu hesapta duvarlarda ve döşemelerden gelen yükler göz önüne alınacaktır. Duvardaki kapı ve pencere boşluk en kesitleri kadar azaltılmış duvar en kesit alanına bölünerek bulunacak gerilme, duvar cinsine göre izin verilen basınç gerilmesinden büyük olmayacaktır.

Duvarlarda basınç emniyet gerilmesi:
Duvarların basınç emniyet gerilmeleri birkaç yöntem ile hesaplanabilir:
1- Duvarda kullanılan tuğla ve harcın basınç dayanımına eşit dayanımda yapılmış duvar parçaların basınç dayanım deneylerinden elde edilen değerlerin 0.25i duvar basınç emniyet gerilmesidir.
2- Duvar parçası dayanım deneyi yapılmamışsa duvarda kullanılan bloğun deneysel olarak elde edilen serbest basınç dayanımının 0.50si fd duvar basınç dayanımı ve bu dayanımın 0.25i fem duvar basınç emniyet gerilmesidir.
3- Eğer deney yapılmamışsa veya kullanılan kagir malzemesinin basınç dayanımı belli değil ise Basınç emniyet gerilmeleri Tablo 5.3ten alınabilir.
4- Kagir birimlerin ve duvarda kullanılan harcın basınç dayanımları, ilgili standartlara göre yapılacaktır.
5-Duvar basınç emniyet gerilmeleri duvarların narinlik oranlarına göre Tablo 5.4de verilen miktarlarda azaltılır.


Kayma Gerilmelerin Hesabı:
Yığma binanın her duvar eksenindeki kapı veya pencere boşlukları arasında kalan dolu duvar parçalarının göreli kayma rijitliği k A/h ifadesinden hesaplanacaktır. Burada A dolu duvar parçasının yatay en kesit alanı, h dolu duvar parçasının her iki yanındaki boşlukların yüksekliğinin en küçük olanıdır. Duvarın en kesiti dikdörtgen ise k =1.0, duvarın uç elemanı varsa veya duvarın ucunda duvara dik doğrultuda bir diş ya da payanda duvar varsa k =1.2 alınacaktır. Bir duvar ekseninin kayma rijitliği, o eksendeki duvar parçalarının kayma rijitliklerinin toplamıdır. Duvar eksenlerinin kayma rijitliğinden gidilerek binanın kayma rijitlik merkezi hesaplanacaktır. Duvarlara gelen kesme kuvveti, kat kesme kuvveti yanında kat burulma momenti de göz önüne alınarak binanın birbirine dik her iki ekseni doğrultusunda hesaplanacaktır.

Duvara gelen deprem kuvveti duvar yatay en kesit alanına bölünerek duvarda oluşan kayma gerilmesi hesaplanacak ve τem = τo +μσden bulunacak duvar kayma emniyet gerilmesi τem ile karşılaştırılacaktır.
Burada τem = duvar kayma gerilmesi (MPa), τo = duvar çatlama emniyet gerilmesi, μ sürtünme katsayısı (0.5 alınabilir), σ duvar düşey gerilmesidir.

ElastisiteModulunun Hesabı:
Ed = 200*fd, fd : duvar basınc dayanımı

Minimum taşıyıcı duvar kalınlıkları:


Toplam Uzunluk Sınırı:
Her bir doğrultu boyunca uzanan taşıyıcı duvarların kapı ve pencere boşlukları dışındaki toplam uzunluğunun brüt kat alanına oranı 0.2I m/m2 den küçük olmayacaktır. I bina önem katsayısıdır.

Duvarların en büyük desteklenmemiş Uzunlukları:
Herhangi bir taşıyıcı duvarın planda kendisine dik olarak saplanan taşıyıcı duvar eksenleri arasında kalan desteklenmemiş uzunluğu birinci derece deprem bölgesinde en cok 5.5 m, diğer deprem bölgelerinde en cok 7.5 m olacaktır. Kerpic duvarlı yığma binalarda desteklenmemiş duvar uzunluğu en fazla 4.5 m olacaktır. En büyük desteklenmemiş duvar boyu koşulunun sağlanamaması durumunda bina köşelerinde ve so>z konusu duvarda planda eksenden eksene aralıkları 4.0 m.yi geçmeyen betonarme düşey hatıllar yapılacaktır. Ancak bu tur düşey hatıllarla desteklenen duvarların toplam uzunluğu 16.0 myi geçemez. (Şekil 5.2)
Duvarların en büyük desteklenmemiş Uzunlukları:

Duvar Boşlukları:
Bina köşesine en yakın pencere ya da kapı ile bina köşesi arasında bırakılacak dolu duvar parçasının plandaki uzunluğu birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde 1.50 mden, üçüncü ve dördüncü derece deprem bölgelerinde 1.0 mden az olamaz. Bina köşeleri dışında pencere ve kapı boşlukları arasında kalan dolu duvar parçalarının plandaki uzunluğu birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde 1.0 mden, üçüncü ve dördüncü derece deprem bölgelerinde 0.80 mden az olamaz. Kerpic duvarlı binalarda bütün deprem bölgelerinde bu miktar en az 1.0 mdir. Her bir kapı ve pencere boşluğunun plandaki uzunluğu 3.0 mden daha büyük olamaz. Kerpiç duvarlı binalarda kapı boşlukları yatayda 1.0 mden, düşeyde 1.90 mden; pencere boşlukları yatayda 0.90 mden, düşeyde 1.20 mden daha büyük olamaz.
Herhangi bir duvarın 5.4.5de tanımlanmış desteklenmemiş uzunluğu boyunca kapı ve pencere boşluklarının plandaki uzunluklarının toplamı desteklenmemiş duvar uzunluğunun %40ından fazla olmayacaktır.

Lentolar:
Pencere ve kapı lentolarının duvarlara oturan uçlarının her birinin uzunluğu serbest lento açıklığının %15inden ve 200 mmden az olmayacaktır. Lento en kesit boyutları ile boyuna ve enine donatılar yatay hatıllar için 5.5.2.1de verilen değerlerden az olmayacaktır. Kerpiç duvarlı binalarda kapı ust ve pencere üst ve altlarına ahşap lento yapılabilir. Ahşap lentolar ikişer adet 100 mm x 100 mm kesitinde ahşap kadronla yapılacaktır. Ahşap lentoların duvarlara oturan kısımlarının her birinin uzunluğu 200 mmden az olmayacaktır.
Yatay Hatıllar:
Merdiven sahanlıkları da dahil olmak üzere her bir döşemenin taşıyıcı duvarlara oturduğu yerde betonarme d>şeme ile birlikte (monolitik olarak) d>okulmuş aşağıdaki koşulları sağlayan betonarme yatay hatıllar yapılacaktır. Yatay hatıllar duvar genişliğine eşit ve en az 200 mm yükseklikte olacaktır. Hatıllarda beton kalitesi en az C16 olacak, içlerine taş duvarlarda en az ucu altta, ucu üstte 6f10, diğer malzemeden taşıyıcı duvarlarda ise en az 4f10 boyuna donatı ile ile birlikte en cok 250 mm ara ile f8lik etriye konulacaktır.


Düşey Hatıllar:
Yığma binaların deprem dayanımlarının artırılması için bina köşelerinde, taşıyıcı duvarların düşey ara kesitlerinde, kapı ve pencere boşluklarının her iki yanında kat yüksekliğince uzanan betonarme düşey hatıllar yapılması uygundur. Düşey hatıllar, her iki yandan gelen taşıyıcı duvarların örülmesinden sonra duvarlara paralel olarak konulacak kalıpların arasındaki b>olumun donatılarak betonlanması ile yapılacaktır. Bina köşelerinde ve taşıyıcı duvarların ara kesitlerinde düşey hatılların en kesit boyutları kesişen duvarların kalınlıklarına eşit olacaktır. Pencere ve kapı boşluklarının her iki yanına yapılacak düşey hatıllarda ise hatılın duvara dik en kesit boyutu duvar kalınlığından, diğer en kesit boyutu ise 200 mmden az olmayacaktır.



Çatılar:


Strüktür Bilgisi
Yığma Yapı sistemleri
Yrd. Doç. İdris Bedirhanoğlu

11 Mayıs 2019 Cumartesi

GELENEKSEL YAPI ve GELENEKSEL YAPI ELEMANI


GELENEKSEL YAPI ve GELENEKSEL YAPI ELEMANI

Tarih öncesi çağlarda avcılıkla geçinen insanın, barınma isteği ile birlikte yapı yapma sürecinin başladığı söylenebilir. Gerek göçebeliğin sürdüğü bu dönemlerde gerekse çiftçiliğin ve hayvancılığın neden olduğu yerleşik düzende, öncelikle ev ve anıt mezar işlevli yapılar söz konusudur. Bazen mağara gibi doğadaki mevcut mekanlar; bazen de kamış, saz, çalı, sırıktan, üstü çamurlu çim ya da tezekle sıvanarak yapılmış çatma kulübeler; deri veya yünlü kumaştan yapılan çadırlar ev olarak kullanılır(R.l). Bu biçimde yapılan ev tiplerinin yanında anı/anıt mezarlarda büyük boyutlu taşlar yapımın esasını oluşturur. Menhir, dolmen denilen bu anıtlar, doğadaki mevcut taşın ya olduğu gibi 1a da az işlenmesiyle elde edilir. Çakmak taşından yapılan aletler ilkel balta, kazma, çekiç gibi gereçlerle malzemenin biçimlendirilmesinin güç olduğu bu dönemlerde, doğanın sunduğu malzeme ancak olduğu gibi kullanılır. Malzemeyi işleyecek araç-gereçteki buluşlara bağlı olarak gelişen yapı teknolojisi -genel hatlarıyla-, Sanayi Devrimine kadar sürecek olan bir içerik kazanır. Bu sanayi öncesi toplumlarda, taş, toprak, ahşap gibi doğal malzemelerin, emek-yoğun bir teknoloji ile biçimlendirilmesinden oluşan yapıya GELENEKSEL YAPI denir.

Geleneksel yapılar malzemelerine göre, kagir ve ahşap yapılar başlığı altında incelenebilir. Taş ya da toprak malzemenin biçimlenme tekniği ilkelerine göre oluşturulan yapıya KAGIR YAPI denir. Taş, doğada bol bulunan malzemedir. Tarih öncesi çağlarda, araç-gerecin yetkinliğinin sınırlı olması nedeniyle, doğada bulunduğu düzgün olmayan biçimi ve boyutu ile yapıda kullanılır. Ancak yüzyılları içeren bir süreçte insan, keşfettiği teknik olanaklarla taşa egemen olarak, onun yapıdaki kullanış biçimini değiştirir. Ocaktan çıkarılan taş istenilen boyut ve özelliklere getirilerek yapıya sokulur(R.2).
Yeterli taş kaynağı olmayan yörelerde toprak, yapı malzemesi olarak ortaya çıkar. Topraktan iki yolla yapı malzemesi elde edilir. Bunlardan biri toprağın su, bazen de saman ile karıştırılıp, ayakla çiğnenerek, güneşte kurutulması ile oluşturulan KERPİÇ' tir. Eski çağlardan itibaren kerpiçten yapı üretilir. Mezopotamya' da Keldani ve Sümerler, Anadolu' da Hititler kerpiç malzemeyi kullanırlar. Günümüze kadar devam eden kerpiç yapım, -özellikle kırsal kesim- Anadolu konut mimarisinde önemli bir yere sahiptir. Diğer toprak malzeme kerpicin güneşte kurutulmayıp, ateşte pişirilmesinden elde edilir ve PİŞMİŞ TOPRAK ya da TUGLA adını alır. Hafif olması, kolay işlenebilmesi tuğla yapımın gelişmesini sağlar. Asya ve Anadolu' da pişmiş toprak malzemenin örneklerine rastlanır. (R.5)
Ormanı bol yörelerde yapı malzemesi olarak ahşap seçilir. Kolay işlenebilmesi, depreme dayanıklı olması, yapının kısa sürede bitirilebilmesi yapı malzemesi olarak kullanımını teşvik eder. Az dayanıklı olması, yangın tehlikesi içermesi, çok kullanılmasını engellememiştir. Ormanca zengin kuzey ülkelerinde, Uzak Doğu'da örneklenen ahşap mimari geleneksel Anadolu konutunun önemli belirleyicisidir. Ahşap yapım iki biçimde uygulanır. Biri, ahşap kütüklerin üst üste konulmasıyla elde edilen AHŞAP YIĞMA  diğeri, dikme, taban, kuşak gibi ahşap parçaların bir araya getirilmesiyle elde edilen AHŞAP İSKELET yapı sistemleridir. (R.4-7,36). Ahşap yığma sistem, Doğu Karadenizlin bazı yörelerinde TARABA, ÇANTI EV adlandırılır. Anadolu' da ahşap iskelet yapılarda iskelet arasında kalan boşluklarda dolgu malzemesi olarak kerpiç kullanıldığında elde edilen yapıya HIMIŞ YAPI denir.

Geleneksel Yapı Elemanı
Kagir ya da ahşap geleneksel yapıyı oluşturan, bileşenlerinin çeşitli yöntem ve biçimlerle bir araya getirilmesinden elde edilen temel, duvar, döşeme, tavan, dam, çatı, kapı, pencere gibi yapı parçalarına GELENEKSEL YAPI ELEMANI denir. Geleneksel yapı elemanları taşıyıcılıklarına göre ikiye ayrılır. Yapının ayakta durmasını sağlayan, yapının kendisinden ve diğer etkenlerden kaynaklanan yükünü taşıyan temel, duvar, ayak, sütun, dikme, atkı, kemer gibi elemanlarına TAŞIYICI, YAPI ELEMANLARI denir. Yapıda işlevi nedeniyle var olan, kendi kendini taşımak dışında, yapı yükünü taşıma görevi olmayan kapı, pencere, bezeme gibi elemanlara da TAŞIYICI OLMAYAN YAPI ELEMANLARI denir


ÖĞR. GÖR. BERİVAN POLAT / BİNA BİLGİSİ VE PROJESİ DERS NOTU